Arzu Cengil

11 Şubat 2018

Umut = İnsan Olmak

“Nitekim İnsanoğlu, kaybolanı arayıp kurtarmak için geldi.” -Luka 19:10 Tüm Kutsal Metinler, Uygarlık Tarihi, Sanat ve Sanat Tarihi, Felsefe ve Felsefe Tarihi ve hatta bütün bilim dalları “insan”ın serüvenini, kendinin farkında olmanın, vicdanın, aklı kullanmanın, kendi üstüne dönen düşüncenin, bilinçlenmenin, yaşamı anlamlı kılma çabasının öyküsüdür aslında, kısaca istisnasız her biri bize “bizden” bir başka deyişle “insan olma” sürecinden bahseder. Ancak kadim öğretiler, tarihi belgeler, peygamberler, filozoflar veya bilim adamları ne derse desin, bu süreç tek başına göğüslenen, birey olmanın, vesayetten kurtulmanın, özgür kalmanın dayanılmaz sancısını salt doğuranın değil doğmakta olanın da çektiği bir garip yalnızlık durumudur. Bunun için bir anadan doğmak yeterli midir, bir toprağa, bir millete ait olmak gerekli midir? Rivayet edilir ki; kişi anasından doğduğunda henüz insan değildir. Zira bir bedeni olmak ve bedenin gereksinimlerini karşılamak insan olmaya yetmez. Bütün kadim öğretiler fiil yapmaktan, insanı insan yapacak olanın kendi fiili olduğundan bahseder. İnsan olmak için insan olmanın fiilini […]
3 Ağustos 2017

Kendi ile İletişim

“Dünyanın yaratılmasından önce,  Sonu Olmayan (Ayn Sof) kendini özünün içine geri çekti, kendinden kendi içindeki kendine. Ve özünde yayılabileceği ve yaratabileceği boş bir uzay kaldı.” Kabballah/Yahudi Gizemi Varolmayan Şövalye adlı romanında İtalo Calvino (1923-1985), ilkin evrenle bir bütün oluşturmasından dolayı varolmayan ilksel insandan, ürünler ve durumlarla bir bütün oluşturmasından dolayı varolamayan günümüz insanına atıfla yarattığı -yok olduğu için içi boş bir zırhla dolaşan- kahramanı için “irade ve bilinçle donatılmış bir varolmayış” der. Bizler de içgüdüsel yanını ön planda yaşadığımız Tanrısal irade ve salt öğretilmiş dolayısıyla biriktirilmiş bilinç diye de ayrımsayabileceğimiz belleğe indirgenmiş bilinçlerle ortalıkta dolaşan ve varolmayan şövalyeler değil miyiz aslında? Bu aslında varolmayan beden ve zihinlerden oluşan ordunun içinde, bir başkasıyla değil de kendi kendisiyle iletişime geçip, evde kimseyi bulamayan olmuş mudur acaba? Ya da kendi kendisiyle iletişime geçmediği halde bir başkasıyla gerçekten ilişkiye girebilen var mıdır? Yoksa varolma potansiyelini içlerinde taşıyan, ama varolmayan şövalyelere yakışır bir masalsılık içinde zanlarla mı düşünmüyoruz […]
20 Kasım 2016

Yaşantımızda Olmazsa Olmaz Bir Kavram Olarak “Yabancılaşma”

İlk olarak 11. ve 14. yüzyıllar arasında Latince ve Orta Dönem İngilizcesinde karşımıza çıkan “alienation” sözcüğü, “mülkün e.d. sahipliğin el değiştirmesi” anlamında kullanılıyordu. Daha sonra “bağıntı eksikliği”, “oyalama”, “aldatma” olarak da karşılanan sözcüğün, günümüzde kullanılan en gelişmiş anlamları “soyutlanma ve ayrılık hissi”, “yabancılaşma”, “kendilik ve nesnel dünya arasında bir uzaklaşma” veya “kişiliğin farklı fakülteleri arasındaki yabancılaşma” olarak özetlenebilir. Peki, 14. yüzyılda dile giren, 18. yüzyılda ise ancak tam yerini bulan bu kavram, daha önce yaşantımızda yok muydu? İnsan doğduğu günden öldüğü güne dek zaten çeşitli biçimlerde yabancılaşma yaşamıyor muydu? Marksist terminolojiye göre yabancılaşma, insanın içinde bulunduğu gerçekliğe yabancılaşmasıdır. Oysa insan tam da içinde bulunduğu gerçeklikten dolayı kendine yabancılaşmaz mı? Bilinçdışı edimleri kendine yabancı değil midir? Ben özdeşliğinden “ben” ve “öteki” ayrımıyla çıktığımız anda her ötekileştirme, zorunlu da olsa “ben”imizden biraz daha uzaklaşmayı getirmez mi? Modernizm öncesi yabancılaşma yoktu da, modernizmin getirilerinden mi doğmuştu? Sanayileşme öncesi insan içinde bulunduğu gerçekliğe ve […]
17 Kasım 2016

Bir Güzel İnsanın Ardından: Rabbi Menachem Froman

Sevgili dostumuz Rabbi Menachem Froman’ın ardından yazmaya oturduğumda aklıma ilk gelen, hastalığı belli olduktan sonra haberi verirken kullandığı o çok sevdiği cümle idi: “Allah’ın yolları bizim anlayışımızın ötesindedir, gizemlidir.” Bir başka deyişle söylersek, umduklarımız hep beklemediğimiz biçimlerde gerçekleşir. İnsanlar vardır toprağına bağlı, bir de insanlar vardır toprak onlara bağlı. Öyle ki onları bilinmeyen âleme uğurladığınızda, toprağın nasıl olup da arkalarından ayaklanıp gitmediğine şaşırırsınız. Seksenlerden bu yana tüm yaşamını yaşadığı topraklara ve dolayısıyla dünyaya barış getirmek üzere çalışmaya adamış olan Rabbi Froman, ölüm döşeğindeyken ortaya atılan “kadın sesinden şarkı dinlemek ve kadınların çaldığı müziği dinlemek haramdır” hurafelerine tepkisini, hemen bir flüt sanatçısı bayana sinagogda konser verdirerek gösterecek kadar gerçek bir eylem insanıydı. Kalıplara sığdıracağınızı sandığınız, ancak tam tersi kalıpları kıran ve bunu yaparken tam da gözlerinizin içine bakan birisiydi. YAŞAMI BOYUNCA; İbrahim’in çocukları İsmail ve İshak’ın soyunun, dolayısıyla Filistin ve İsrail halklarının kardeşçe yan yana, iç içe yaşayabileceklerine, Ömür boyu mutlu […]
27 Ekim 2016

Zohar'dan Seçmeler

Zohar ya da tam söylenişiyle Sefer HaZohar yani Işımanın Kitabı, Yahudi İrfanı olan Kabballah’nın en temel kitabıdır. Eğer mistisizm kendi bilgeliği, yoğunluğu ve dirimli haliyle bir din olarak kabul edilirse, Zohar’da kapsanan ve öğretilen Yahudi İrfanı da Yahudiliğin en yoğun ve dirimli halidir. Ağırlıkla toplamına TaNaKh dediğimiz biblikal metinler yani Taà Torah, NaàNeviim (Nebiler) ve KhàKetuvim (Kitaplar) üzerine mistik ve sembolik yorumlardan oluşan Zohar’ın ilgilendiği başlıca konular yaradılışın gizemi, tanrısal nitelikler, salih amellerin önemi, günah problemi,  öteki dünya, biblikal kişiliklerin tipolojik özellikleri ve hangi sembolik anlamı açığa vurdukları gibi sorgulamalardır. Sorgulamalar diyorum, zira Zohar metinleri, Rabbi Şimon Bar Yohai ile çağdaşı Yahudi mistikler arasında geçen konuşmalar biçimindedir. Büyük bir mistiğin, zamanında Dünyanın Babası diye çağrılan Rabbi Akiva’nın en sevdiği öğrencisidir Şimon Bar Yohai. Talmud’da, 1.yüzyılda yaşamış olan Bar Yohai ve içlerinde oğlunun da bulunduğu bir grup Rabbinin –Rabbi Akiva’nın katledilmesinin ardından- Roma zulmünden kaçarken İsrail’de Pequin’deki bir mağarada 13 yıl […]
27 Ekim 2016

Yaşam Ağacı Etz Hayim

Söz ettiğiniz bu ağaç nedir? Tüm İlahi Kuvvetler katmanlar halinde tıpkı bir ağaç gibi sıralanmaktadır, Nasıl ki bir ağaç sulandığında meyve verirse, Tanrısal kuvvetler de Tanrının suyuyla dolunca meyve verir. Bahir Kitabı, Provence, 12. yüzyıl Yaradılışa göre (Kutsal Kitap, Yaradılış 1:27) insan, Tanrının suretinde yaratıldı. Yahudi Tasavvufuna (Kabballah’a) göre de Yaşam Ağacı olarak betimlenen Sefirot (yani on Sefira) bu suretin Tanrısal aslıdır. Tanrının Sonsuz Nuru yayılarak deneyimlemekte olduğumuz bu sonlu gerçeklik olarak dışlaşırken, bu süreçte tanrısal enerjiyi, e.d. ışımaları taşıyan kanallara sefiralar dendi ve bu diyagram bir ağaç gibi düşünüldü. Bu dışlaşma dört aşamada gerçekleşti, yani sırasıyla dört farklı dünya oluştu: Azilut (Yayılma Dünyası), Beriyah (Yaratma Dünyası), Yezirah (Biçimlenme Dünyası) ve Asiyah (Fiziksel Dünya). Bu dört dünya giderek yoğunlaşan bir zincir ve Azilut dünyasından uzaklaştıkça artan bir dizi yasa oluşturur. Gershom Scholem dünyaları “Tanrının yaratıcı gücünün maddeleştiği farklı aşamalar” olarak tanımlar. Dünyalar, genelde varlık düzeyleri olarak da tanımlanırken, insanda gösterildiğinde […]
25 Ekim 2016

Yeni Yıl ya da Yine Yıl…

Hesaplamalar için ister güneşin, isterse ayın hareketleri esas alınsın; başlangıç noktası ister Hz. İsa’nın doğum günü, ister Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göçü, ister efsaneler, isterse dünyanın ve insanın yaratılışı olarak düşünülsün; “yıl döngüsü” tüm kültürlerin, tüm geleneklerin ve dinlerin hemfikir olduğu ve bir anlamda tabiatın yansımasında insanın kendini gözlemlediği âdeta bir ortak karar. Yeni bir yılı, eş deyişle yeni bir döngüyü ziyafetlerle ve kutlamalarla karşılama geleneği, insanlığın belki de en eski kutlaması olarak antik dönemlere, Sümerlere ve Akadlara dek uzanmakta. Antik dönemlerde baharın gelişi, yani doğanın uyanışı ile eş olarak kutlanan yeni yıl, Antik Babil’de yeni yılın ilk ayı kabul edilen Nisan ayında 11 gün boyunca kutlanırdı. Doğanın yeniden uyanışının, yenilenişinin olduğu kadar toplumun da yenilenişi olarak kutlanan bu günlerde yaratılış hikayeleri anlatılır; evrenin düzeninden, bu düzenin Babil’in Tanrısı Marduk ve kaotik güçlerin Tanrıçası Tiamut arasındaki çatışkıdan doğuşundan bahsedilirdi. Özellikle İran’da ve Anadolu’da kutlanan en eski gün dönümlerinden olan, yazılı […]