Atma ve Brahma

18 Kasım 2016
Sayı 44 - Ocak 2014

Vakfımızın çalışmaları tüm güzelliğiyle sürüyor. Birkaç haftadır “gnosis”in (irfan) Hint kültüründeki seyranını bizlerle buluşturan Sayın Metin Bobaroğlu ve sevgili İzzet Erş, sunumlarıyla konunun kavramsal düzeyde anlaşılmasını sağladıkları gibi, ayrıca kadim bilgeliğin Hint coğrafyasındaki bu zevkini kendi kültürümüz üzerinden sezebilmemizin kapılarını da bizlere aralıyorlar. Brahma öğretisinin konuşulduğu bugünlerde Sayın Metin Bobaroğlu’nun konuşmalarında geçen ifadelerden bazıları şöyle:

Atma, ruhla aynı şey değildir. Ruhun teshir gücü vardır. Atma, bir içe dönüşle kendisine varıldığında agâh olunandır; insanın kendi varlığıyla bütün katmanlarında tanış olmasıdır. Agâh olma bir uyanmadır, insanın özvarlığı ile tanış olmasıyla eşdeğer sayılmıştır.

Nihai bir nokta olarak söylenen “iki kavisin birbirine değdiği nokta” her gnostik  kültürde bir adla adlandırılmıştır. Sanskrit kültüründe buna Atma denir. Ama iki kavis olduğuna göre bu noktanın iki yüzü vardır: Birisi bireye bakan yüzü, diğeri evrene bakan yüzü. Üst üste konmuş iki hilâl gibi de düşünebilirsiniz. Bireye bakan yüzüne Atma, evrene bakan yüzüne Brahma denir.

İslam kültüründe, “Bismillahirrahmanirrahim” formülünde olduğu gibi, burada da rahman ve rahim vurgusu vardır. Rahim bireye bakar, rahman evrene bakar ve iki yayın buluştuğu nokta da “ev edna”dır. “Kâbe kavseyni ev edna” hitabında geçtiği üzere, iki kavisin birleştiği yerin biraz altında bir noktaya işaret edilir.

Tasavvuf ıstılahına göre, bu soyut tasarımsal anlatımlar somutlandığında insan üzerine odaklanmıştır. Tevhidi insanda yapmak olanaklıdır. İnsan öncesi varoluşun diğer duraklarında bu eksik olacaktır, kâmil olmayacaktır. Bu bakımdan somutlama insanda olabilir. İnsanın varlık bakımından diğer varlıklarla bir farklılığı yoktur. Onun yüksek bir konumda olması kendi şuurunda olmasından kaynaklanır. Bunu insan üzerinden anlatırsak, iki kavisin birleştiği noktanın altı, zahiren, tamamen fenomenal, dış görünüş olarak insan yüzüne işaret eder. Ama insan yüzü de, “semme vechullah” yani Allah’ın yüzü olmak niteliği bakımından, insanın bisıfatihi kendisine ait olup bizatihi Allah’a ait olan bir görünüştür. Bu bakımdan hiçkimsenin taşıdığı yüz kendisinin değildir, Rabbin yüzüdür. Dolayısıyla Rabbin yüzünde iki kavis, iki kaştır. İki kavisin birleştiği yerin biraz altı burun köküdür. Bu bir benzetme olarak değil, bir hakikat olarak beyan edilmiştir. Bu bakımdan Atma ve Brahma terim olarak farklı görünüyorlar; olgu olarak da farklıdırlar, ama varlık olarak aynıdırlar.

Aklın temizlenmesiyle, soyutlama yoluyla ancak Atma’nın kavramına varılabilir. Akıl olarak Atma’yı kavrarız, ama kavradığımız olmak için soyutlanmak gerekir. Kavramak sahip olmaktır, kavradığımıza sahip oluruz, ama nefsteki bir soyutlanmadır. Soyutlanma bir var olma biçimidir. Dolayısıyla, sahip olmazsın ama var olursun. Agâh olmak, bu anlamda, var olmanın bir biçimidir. Ona agâh olursun, gidip bir yere varmazsın, iki ayrı şey birbirine kavuşmaz. Birbirinin dışında iki şeyi buluşturmuyoruz; gidecek bir yer de değişen bir varlık durumu da yok aslında. Sadece bir idrak… Bu bakımdan Atma’ya varan Brahma’ya da varmıştır.

Atma, “ben” olan varlığımızdır; bedeni giyinen odur. Biz kendimizirekli bedenle ilgili olarak; bedenin beslenmesi, korunması, üremesiyle ilgili doğum ve ölümleri gözleyerek beden zannediyoruz. Ama bizim asıl varlığımız Atma’dır.

Gnosis (irfan) için ölüm karşısında yaşamı anlamlandırma sanatıdır” da denebilir. Bu radikal bir şeydir. Bu anlatımlara doğrudan doğruya var olma ve olmama sorununun üzerindeki anlayışlar ve ona yönelik ileri sürümler olarak bakıyoruz; ama doğrudan doğruya kendimiz yaşamda ölüm endişesiyle baş başa kaldığımızda bu gnosis bir yerden bize seslenmiş oluyor. Bütün dünyada gnosis’in var olabilmesi ölüm kaygısının ortak oluşundan kaynaklıdır. Bu durum bir realiteden çıkar. Bu sebeple bu kaygıya soyutlamalarla, felsefeyle çare bulunamaz. Felsefe ölüm karşısında suskundur. Gnostik öğretiler bizi bilmeye çağırmazlar, deneyime çağırırlar.

Gnosis ilginç bir şeydir; dışarıda birbirinden uzak, birbiriyle çatışan, birbiriyle geçinemeyen görünüşlerin altında sarmaş dolaşlık vardır. İşte o gnosise sarkanlar, dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, birbirleriyle manevi olarak sarmaş dolaştırlar.