Arketip Nasıl Bi Tip

Sayı 88 – Eylül – Ekim 2019

Bu yazımda kültürü derinden etkilediği söylenen bu tipe yakından bakmak istiyorum. Belki de böylece bazı kitapların nasıl klasikleştiklerini anlayabiliriz.

Önce klasik eser ve popüler eser (klasik severler, buradaki eser kelimesine karşı çıkabilirler) üzerine biraz kafa yoralım.

Klasik eser zamanı aşar, adeta ölümsüzleşir, sonraki sanatçıları etkiler, onların yazımına bilinçli veya bilinçsiz biçimde süzülür, okuma sevenler için genellikle okumaya başlangıç aşamasını oluşturur. Türünü en iyi biçimde temsil ettiği görüşü hâkimdir.

Tahsin Yücel’in tarifi şöyledir: “Edebiyatın tarihi gelişimindeki köşe taşlarıdır.” İnsanların ve dünyanın genel sorunlarına değinir, çözümler arar. İşte bu genel sorunlar denildiğinde arketipler ortaya çıkacaktır. Çünkü dar bir bakış açısıyla bakarsak belirli çağların veya sürelerin beğenileri ve sorunları diğerlerinden farklıdır. Bu eserler de bize popüler kelimesini anımsatıyor.

Popüler eser, moda olandır. Moda, modayı ortaya çıkartanlar tarafından pompalanır. Bu tür, okuyucunun gözü önünde tutularak, onda alışkanlık yaratması sağlanır. Örneğin televizyonda sürekli tarihi diziler gösterirseniz, tarihi romanlar birden popüler olurlar. Siyasi çatışmaların yoğunlaştığı ortamda, döneme ait siyası romanlar popüler olurlar vs.

Biz madem arketipler üzerinde duracağız, o zaman klasik eserlere biraz daha ayrıntılı olarak bakalım:

Klasiklerin temel özellikleri şunlardır:

  • Genel geçer (zaman ve mekân açısından) görüşler taşırlar.
  • Derinlikli analizler yaparlar.
  • Çok farklı kültürleri etkilerler.
  • İnsanlığın ortak mirasına dönüşürler.
  • Geçmişten geleceğe köprü kurarlar.
  • Statik değillerdir, fikirlerinin aşılabileceği bir zemin de hazırlarlar.
  • Ekleme ve çıkarma yapılamayacak bir bütünlüğe sahiptirler.
  • Bu eserler üzerinde her yaştan her okuyucunun, her zaman söyleyebileceği bir şey vardır.

Bu, suyun yüzünün üstünden gördüğümüz özellikleri esere katan, suyun altındaki görünmeyen toplum psikolojisi nedir diye sorarsak arketiplere ulaşırız.

Arketipler, insan kültürünü oluşturan yapı taşlarıdır. İnsan önce kendini anlamış, sonra çevreyi tanımlamış, diğer canlılarla ve doğayla olan ilişkilerini değerlendirmiş ve gördüğü, hissettiği, algıladığı tekrarları kalıplaştırmıştır. Bu arada, diğer canlılardan farklı olarak hızlı gelişmesine neden olan bir düş gücüne de sahiptir. Sanat ve bilimdeki (diğer canlılarla kıyaslanamayacak kadar hızlı olan) gelişmesi buna bağlıdır.

İnsan, uzun süreçlerde karşılaştığı karmaşık olayları anlayabilmek için, tekrarlardan yola çıkarak yaşadıklarını belli kültür kalıplarına sokmuş ve bunları nesiller boyunca aktarmıştır. İşte arketip kalıpları böylece oluşmuştur. Böylece, bir kültür ortamında algıladıklarımız (örneğin sinemada seyrettiğimiz, gökyüzünden gelen E.T.) bilincimizin arka tasarımındaki bir arketipi tetikler ve örneğin yukarıdan gelen yaratıcı figürüyle bir bağlantı kurar.

Bir Jung[1] terimi olan arketip, psikolojide, bilincimizin yapılanmasını düzenleyen ve geliştiren mitolojik temalardır. Bunu, Platon’un ‘İdealarına’[2] benzetebiliriz.

Jung, bilinç dışını kişisel ve kolektif olarak ikiye ayırır ve ona göre arketipler kolektif bilincin temelini oluştururlar.

Kişisel bilinç dışı: Bize rahatsızlık verdiği için bastırdığımız, var olmasına rağmen bilinçli biçimde fark etmediğimiz, bilinçaltında düşündüğümüz her türlü şeyin depolanmasıdır ve kişisel deneyimlerimiz bu depoyu doldurur. 

Kolektif bilinç dışı: İnsanın kalıtımsal olarak elde ettiği bilinçtir. İlk insandan bu yana, insanların karşılaştıkları olayların onların üzerindeki etkileri birikerek, nesilden nesle aktarılır. Bu etkiler arasında korku, sevgi, sevinç, mücadele, cinsellik, doğum, ölüm vb. sayılabilir. Bunlar nötr halde dururlar ve ancak bilinçle etkileşince nötr halden çıkarlar.

Jung’a göre mitler[3] arketiplerin temsilcileridir. Böylece mitsel karakterler ve olaylar arketiplere dayanırlar. İlk öyküler de bu efsanelerden oluşurlar. Zaten yeryüzünde anlatılmamış bir şey yoktur, anlatım tarzı farkları vardır.

Arketiplerden genel olarak bahsettik. Şimdi biraz ayağımızı yere basarak nelerin kastedildiğini anlayalım. “Jung buna ‘evrendeki varlıkların sayısı kadar’ demiş, Carol Pearson[4] ise bunları “12 Kişilik” başlığı altında sıralamış.[5] Ben de onun peşinden gittim:

Yaratıcı: Kalıcı değerler üreten sanatçı ve yaratıcı kişilik. Herkesin gördüğünden farklı bir dünya görür, düş gücü çok kuvvetlidir. Genellikle birçok konuyla bir anda ilgilenir. Bir versiyonu da işkolik olmaktır. Ana yaklaşım, boş zaman bırakmamak, sürekli bir şeyle veya şeylerle uğraşmaktır.

Düzenleyici: Güç, iktidar, kontrol gibi karakter özelliklerini içeren ve patron, kral, yönetici vb. rolü alan türdür. Karmaşık durumları çözmek için ortaya atılmaktan çekinmez. Kendisi ve başkaları için sorumluluk alır. Düzeni sağlamak için kurallar koyar. Baskıcı özellikleri vardır. Genellikle kendi doğrusunu tartışmaz. Kontrol etme dürtüsü güçlüdür.

İyileştirici: İnsanlara iyilik yapmaktan mutluluk duyar. İnsanlara yardım eder. Ebeveyn, hasta bakıcı, dadı gibi karakterlerle ortaya çıkar. Sosyal destek örgütlerinde çalışmayı sever. Başkalarına yardım için kendisini riske atar. Şehitlik duygusu bu tür bir duygudur. Bencillikten nefret eder. Aşırı özveri, yakınlar üzerinde (Örnek: Annenin çocukları) bağımlılık yaratabilir. Ayrıca bazı iyileştiriciler bunu baskı unsuru olarak kullanırlar (Örnek: “Saçımı senin için süpürge yaptım.”)

Bilge: Bilginin insanı özgürleştirdiğini düşünür. Doğru ve yanlışı ayırabilen, bilgili, yaşlı bilge, filozof, ermiş, bilim adamı, öğretmen vb. olarak ortaya çıkar. Kendimizi ve dünyayı doğru bir biçimde görmemizde, seçimlerimizin sonuçlarını gerçekçi olarak değerlendirmemizde yardımcı olur. Bilge, aydınlanma yoluyla gerçeği arar. Öte yandan, bizleri eleştiren, mantığı güçlü ama duygusuz ve katı bir yargıç da olabilir.

Kâşif: Sürekli yeni şeyler keşfetme heyecanı içindedir. Kabına sığmaz. Öncü özelliklere sahiptir. Bireysellik, özgürlük, yalnızlık ve yeniliğe merak karakterleri taşır. Genellikle muhaliftir. Bir yenilikle yaşamına ve başkalarının yaşamlarına katkıda bulunmaya çalışır. Öğrenme açlığı vardır ve bu konuda tutkuludur. Mükemmeliyetçi olabileceği için erişilmesi olanaksız hedefler koyabilir.

Saf: Masum, iyi ve saftır. Ütopik bir dünyada yaşar. Melek arketipiyle özdeştir. Altın çağı ve vaat edilmiş ülkeyi arar. Terk edilmekten korkar ve güvenlik arar. Güvenilir ve iyimser olduğu için başkaları tarafından sevilir. Fazla iyimser olduğu için zayıf yanlarını görmeyebilir, başkalarına bağımlı olabilir. Bu iyimserlik kendisine ve başkalarına zarar verebilir.

Öksüz: Herkesi olduğu gibi kabul eder. Sade, gösterişsiz bir hayatı vardır. Yaşamdan fazla bir şey beklemez. Anlayışlıdır, hayat okulundan öğütler verir. Kendinden yararlanılacağından korktuğu için aile içinde güvenlik arar. Küçük yaşta öğrendiği karşılıklı dayanışma ve pragmatik gerçekçilik ona yarar sağlar. Kurban psikolojisine girme eğilimi vardır. Kırılgandır.

Savaşçı: Başarıya açtır. Hep önde olmak ve her şeyin iyisini elde etmek ister. Sert ve cesaretlidir. Amaçlar koymamızda, engelleri aşmamızda ve güçlüklere dayanmamızda bize yardımcı olur. Başkalarını kendisine rakip olarak gördüğünde problem yaratır. Kazanmaya odaklıdır. Bazen kendi zayıflıklarıyla mücadele eder. Eğer ahlak kurallarına bağlı kalmadan yalnızca kendi yararı için savaşıyorsa toplum için zararlı olur.

Sihirbaz: Pratik uygulamalara kısa yoldan ulaşır ve insanları şaşırtır. Durumları dönüştürmek, insanları etkilemek ve hayalleri gerçekleştirmek için bilimi ve metafiziği kullanır. Bazen korkutucu bir güce sahip olur. Bazılarının kendilerini dönüştürerek daha üst düzeyde bir alanda olma hevesleri vardır. Etrafı dönüştürme çabası bencilce ise zarar verebilir.

Yıkıcı: Toplum tarafından hâlâ desteklenen, yaşamsal olmayan yapılar karşısında bastırılmış bir öfke besler. Acımasızdır ama yararlı olana karşı açıktır. Yıkıcılığı aynı zamanda nihilist bir içsel özellik taşır. Kendisini sakınmadan mücadele eder ve başkalarını da tehlikeye atar. Genellikle, şaşırtıcı bir biçimde mütevazıdır.

Soytarı: Neşeli, şakacı, oyuncu, hilebaz, deli, dahi gibi rollere karşılık gelen bir karakterdir. Böyle bir kişinin uçarı bir karakteri vardır. Bizi neşelendirir. Bir uçta tembellik ve sefahat, diğer uçta canlılık sergiler, en sıkıcı işleri bile eğlenceye çevirebilir. Yaşamdan, olduğu biçimiyle zevk alır. Kendini kontrol etmeden zevk peşinde koştuğunda kendisine ve etrafına zarar verebilir.

Âşık: Romantik kişiliktir. İyi arkadaş ve takım oyuncusudur. Toplum sevgisi, hümanizm ve empati özellikleri vardır. Bu sevgi, her tür sevgiyi içerir –aile, arkadaş, ruhsal, âşık vb. İçinde hem güzel duygular hem acı barındırır. Sevgi duyulanın kaybedilmesi korkusu ve kaybedildiğinde ortaya çıkan dram sevgi duymanın olumsuz yönleridir. Sevdiği tarafından istismar edilebilir ve sevgi bağımlılık yaratabilir.


Arketipler ve Kurgu:

Canlı ve cansız bütün varlıkların ve bütün düşüncelerin arka planında muhakkak bir arketip (ilk örnek) vardır. Örneğin ilk erkek arketipi Âdem, ilk kadın Arketipi Havva’dır. Bu arketiplerin gerçek olup olmamalarının önemi yoktur. Önemli olan kültürler tarafından böyle kabul görmüş olmalarıdır.

Roman, tiyatro gibi anlatı ve gösteri sanatları kurgusal olarak tasarlanırken, kurgusal karakterler arka plandaki arketiplerle ilişki içerisindedirler. Başka bir deyişle kaynakları onlardır, kurgu kahramanları onların suretleridir.

Başarılı veya klasikleşmiş diye adlandırdığımız eserler hem ilk örnekleri iyi yansıtırlar hem de kurguyu başarılı bir yazımla anlatırlar ve böylece insanların ortak bilincine dokunurlar. Aslında birçok okuyucu arketipin ne olduğunu bilmez, ama arketip, bilinçaltından “ben buradayım,” der.

Sylvester Stallone, Rocky, Bruce Willis Zor Ölüm filmlerinde sırayla yarışmacı, kahraman ve gözü pek kahraman arketiplerini başarıyla yansıttıkları için bu filmlerin serileri çekilmiştir. Superman gibi birçok süper kahramandan da bahsedebiliriz. Baba filmi (aynı adlı romandan filme aktarılan) baba arketipine gönderme yaparak başarı kazanmıştır.

Daha önce de bahsettiğim gibi, arketipleri bir kültür silsilesi içinde doğarken beraberimizde taşırız ve bu bizim hem kültür üretimimizde hem de kültür tüketimimizde yönümüzü ve beğenilerimizi şekillendirirler.

Arketipler toplumsal ve ortak olduğu için (yani çeşitli kültürlerin kahramanları ve kahramanlık biçimleri faklı olabilir ama kahramanlık fikri ortaktır) başarılı kurgular, başarılı arketip arka tasarımlar ve bilinçaltını tetikleyen bir derinlik taşırlar.


[1] Carl Gustav Jung (1875-1961). Analitik psikolojinin kurucusu olan İsviçreli bir psikiyatrdır. Toplumsal bilinçaltı çalışmalarıyla tanınır.

[2] Özet olarak idealar, duyularımız yoluyla, suretlerini gördüğümüz nesnelerin ebedi ilk örnekleridir.

[3] Mit: Geleneksel olarak yayılan veya toplumun hayal gücü etkisiyle biçim değiştiren, tanrı, tanrıça, evrenin doğuşu ile ilgili hayalî, alegorik bir anlatımı olan halk hikâyesi, mitos.

[4] Carol Pearson. Yazar ve eğitimci. Jung’un teorilerinden ve modellerinden yararlanarak pratik sonuçlar çıkartmaya çalışmıştır.

[5] Reklamlarda Arketip Stratejisi: Makale Paul Garisson, Çeviri Dr. Fatma Kâmiloğlu, 26 Mayıs 2015- Elektronik Dergi: The Brand Age.