Antrenör-Sporcu İlişkisinde Şiddet

Sayı 82 - Eylül - Ekim 2018

Genç bir sporcunun antrenörü ile olan ilişkisi, hayatındaki en önemli ilişkilerden biridir. Antrenör- sporcu ilişkisinde antrenörün otoritesinin varlığı ve sporcunun, antrenörün davranış ve direktiflerini sorgulamayışı akademik araştırmalarla da desteklenmiş bir bilgidir.(1,2)

 

Spor camiasında antrenöre itaat ve sadakat bir normdur ve sporcular, ebeveynler ve spor kurumları, bu kısıtlamaları rıza ile benimseyerek kabullenir. Sporcuların başarılı olabilmeleri için antrenörlerinin bilgi ve becerilerine ihtiyaçları olduğu şüphesizdir; ama bu durum aynı zamanda sporcuların antrenörlerine belli düzeyde bir bağımlılık geliştirmelerine neden olur. Antrenöre olan bu bağımlılık, ilk aşamalarda sporcunun üzerinden türlü sorumlulukları alarak onun yalnızca sonuca odaklanmasını sağlayan, onu rahatlatan, masum bir bağımlılıktır. Fakat Roberts ve Hemphill’e göre sporcu elit düzeye ulaştığında bu bağımlılık ironik olur, çünkü elit sporcular olarak onlar zaten her şeyi bildikleri bir düzeydedirler. Antrenörün sporcuyu kısıtlayıcı yaklaşımları ve sporcunun sorgusuzca antrenörün kontrolüne girmesi bağımlı bir ilişki meydana getirir ve bu bağımlı ilişki bazen ekonomik sömürü, fiziksel istismar ve/veya cinsel istismara yol açabilir. Netice itibariyle, antrenör-sporcu arasındaki ilişki, manipülasyonun pek çok biçiminin yaşanabilmesine elverişli bir ilişkidir ve antrenörün sporcu üzerindeki aşırı kontrol ve otoritesi istenmeyen birtakım sonuçlara yol açabilir.(1,2)

 

Günümüzde sporcular “mükemmel” olabilmeleri için psikolojik ve fizyolojik olarak son sınırlarına kadar zorlanmaktadırlar; bu durumda eğitim ile istismar arasındaki sınır silikleşebilmektedir. Psikolojik eziyet, hem duygusal istismarı hem de duygusal ihmali kapsar biçimde APSAC (American Professional Society on the Abuse of Children) tarafından şöyle tanımlanmıştır: “Çocuğa bakım veren kişinin, çocuğu değersiz, kusurlu, sevilmeyen, istenmeyen, tehlikede hissettiren tekrarlayıcı davranış örüntüleri.” APSAC aynı zamanda psikolojik eziyetin 6 biçimini tanımlamıştır: Hakaretle geri çevirmek, dehşete düşürmek, yalıtmak, duygusal yanıt vermeyi reddetmek, sömürmek ve zihinsel, tıbbi ve eğitimsel olarak ihmal etmek. Duygusal istismar, aslında sıkça yaşanan fakat farkına varılamayan bir kötü muamele türüdür ve düşük öz-saygı, depresyon, anksiyete, yeme bozuklukları ve insanlar arası ilişkilerde zorluklar gibi türlü uzun süreli negatif etkisi vardır.(3,4)

 

Bir antrenör ve sporcu arasındaki ilişkinin duygusal istismar içerikli bir ilişki olduğunu söyleyebilmemiz için şu sıralanan kriterlerin var olması gereklidir:

 

  1. a) Antrenör-sporcu ilişkisindeki davranışların sporcunun duygusal iyilik haline zarar verme olasılığını taşıması (örneğin, terörize edici, aşağılayıcı, tehdit edici, sömürücü ya da duygusal olarak yanıtsız bırakıcı davranışlar gibi).
  2. b) Antrenör-sporcu ilişkisinde zararlı davranış örüntülerinin bulunması ve bu davranışların belli bir zaman aralığında çoklu kereler meydana gelmesi.
  3. c) İstismar edici davranışların, güven ve ihtiyaçların karşılandığı bir ilişki içerisinde görülmesi.
  4. d) Davranışların sömürücü olması ve zarar verme amacı taşımasa da iradi olarak sporcuya yönelik olarak gerçekleştirilmesi.
  5. e) Zarar verici davranışların temas içermemesi.

 

Antrenör-sporcu ilişkisindeki duygusal istismar; fiziksel davranışlar (örn. eşya fırlatma, duvarlara vurma vb.), sözel davranışlar (örn. alay etme, lakap takma) ile dikkat ve desteğini çekme (örn. iradi olarak sporcuyu görmezden gelme) olarak görülebilir.(3)

 

Antrenörün sporcuyu hor gören ve değersizleştiren yorumları sporcu tarafından içselleştirilebilir ve sporcunun öz-saygısını ve sporcu kimliğini yıkıcı bir etki yaratabilir. Sporcuyu görmezden gelme de aynı şekilde sporcu kimliğinde olumsuz bir etki yaratabilir; hatta bu etki fiziksel olarak hasar vermekten daha etkilidir.(4) Spor alanında çocuk istismarına dair araştırmalar 1985 yılında Birleşik Krallık’ta başlar. 1990’ların ortalarında spor alanında görülen çocuk istismarı vakaları bu alana olan akademik ilginin artmasına sebep olur. (4,5)

 

Günümüzde spor alanında antrenör-sporcu arasında yaşanan cinsel istismar tartışılagelen bir konudur.(1) Antrenör-sporcu arasındaki duygusal istismarın incelendiği çalışmalar bize, spor camiası içinde bu türde duygusal istismarın normalize edildiğini göstermektedir. Duygusal istismarı normalize etmek, yasal olarak şikâyetçi olmayı da engellemektedir. Duygusal istismar türünde davranışların yaşantılandığı sırada ebeveynler, sporcular ve diğer antrenörler de sıklıkla orada bulunurlar.(3) Crosset (1986), antrenör-sporcu ilişkisini “efendi-köle” ilişkisine benzetmiştir. Onun bakış açısına göre istismar ilişkisi, sporcunun yeterince bağımsız olamamasından, antrenörün yüksek seviyedeki kontrol ve baskısından kaynaklanır.(4)

 

Antrenör-sporcu arasındaki ilişkinin ve özelde sporcuların, antrenörün sahip olduğu gücü algılayışın ve bunun istismar deneyimine olan etkisinin 9 sporcu üzerinden incelendiği bir araştırmada katılımcıların hepsi duygusal istismara (bağırma, çığlık atma, aşağılama, hor görme, tehdit, görmezden gelinme) uğradıklarını belirtmişlerdir. Bu çalışmada sporcuların, antrenörün güç kullanımına iki şekilde yanıt verdikleri tespit edilmiştir: korku duyarak ve antrenörün istismar edici koçluk uygulamalarını normalize ederek. Çalışma sonuçlarına göre antrenörün sahip olduğu güç, özellikle, ilişkinin yakınlığına, antrenörün yasal olarak otorite oluşuna, antrenörün uzman oluşuna ve önceki başarılarına ve antrenörün sporcu kontrol edebilme becerisine bağlıdır. Yine çalışma sonuçlarına göre sporcular koçlarına hayranlık ve saygı duydukları için onların istismar edici davranışlarını sorgulamamışlardır.(2)

 

Sporcular, duygusal istismar deneyiminden “üzgün” olduklarını ifade etseler de antrenörlerinin bu davranışlarının bir açıdan gerekli olduğuna dair de bir inanç taşımaktalar. Bu inançları sebebiyle de antrenörlerinin duygusal istismar içerikli davranışlarını iyi niyetli olduğunu hissetmektedirler. Bir katılımcı şöyle der: “Antrenörüm bana bağırıyordu ama onun aslında beni umursadığını biliyordum. Bana kendimi değersiz hissetmem için bağırmadığını biliyordum. Bunun başka bir motivi vardı ve o da beni olabileceğim en iyi jimnastikçi haline dönüştürme isteği idi.” Benzer şekilde bazı sporcular antrenörlerinin incitici yorum ve eleştirilerinin yanı sıra büyük övgü aldıklarını da söylemişlerdir. Katılımcı sporcular, duygusal istismarın yaşandığı ortamlarda bulunan ebeveynlerin, kardeşlerin, koçların, spor danışmanlarının duruma seyirci kalarak hiçbir müdahalede bulunmadıklarını da ifade etmişlerdir. Geçmişte maruz kalınan bu duygusal istismarın sporcularda güç duygular uyandırmadığını bir sporcu şöyle ifade etmiştir: “Onlara (koçlarına) karşı içimde tuttuğum herhangi bir şey yok. Kin duymuyorum. Onlara göre bu yalnızca işleriydi.”(3)

 

Bir çalışmada duygusal istismar yaşayan katılımcılara antrenörün bu türde davranışlarının kendilerini nasıl hissettirdiği soruldu. Bu soruya verilen cevaplarda üç farklı duygusal istismar tipine maruz kalanların birbirlerinden farklı hissettikleri görüldü. Sporcular, kendilerinde en kötü etkiyi yaratan birincil etmenin antrenörün dikkat ve desteğinin kesilmesi, ikincil etmenin sözel davranışlar olduğunu söylediler. İlginç bir şekilde, “fiziksel davranışlar yoluyla” yapılan duygusal istismarın en az olumsuz etkiye sahip olduğu görüldü.(4)

 

Spor alanında bireysel ve kültürel düzeylerde değişimler gerekli olduğu öne sürülmüş ve genç sporcuları istismardan korumanın en etkili yolunun da spor kültürünü değiştirmek olduğu söylenmiştir. Sporcu merkezli spor modeli, bütüncül gelişimsel yaklaşımlar, sporcunun hem fiziksel hem de sosyal ve psikolojik olarak bütüncül gelişimine odaklanır. Bu yaklaşımın altında yatan varsayım, sporcunun ulaşabileceği en üst düzeye ulaşabilmesinin sağlıklı bir kişilik gelişimi ile mümkün olabileceği varsayımıdır. Sporcu merkezli bir modelde güç, sporcu ile antrenör arasında paylaşılmalıdır; eğer yaşlar uygunsa ebeveyn-antrenör ve sporcu üçgeni arasında da paylaşılabilir. Sporcu merkezli bir modelin oluşturulabilmesinde kilit nokta, sporcunun ihtiyaçlarını karşılayan ve sporcunun öğrenebilme yetisini anlayıp ona kontrol gücü sunan bir liderlik modeli oluşturmaktır. Bu yaklaşımla antrenör-sporcu ilişkisi ya da antrenör-sporcu-ebeveyn üçlü ilişkisi, planlamanın, karar vermenin ve değerlendirme süreçlerinde sorumluluğun paylaşıldığı bir ekip arkadaşlığına dönüşür. Karar verme noktasındaki en temel kriter, “Sporcu için şu anda ve gelecekte en iyisi nedir?” olur. Böylece bu modelde antrenörler sağlıklı çocuk gelişimine katkıda bulunmuş olur. Böylece, sporcunun iyiliğine odaklanmak ve güç düzenlemelerini paylaşmak sporcuları istismar edilmekten koruyucu etmenler olurlar.(2) Ayrıca, antrenörlerin eğitimlerinde saygıyla rehberlik etme ve gücün olumlu kullanımı gibi konulara da değinilmelidir. Antrenöre bağımlılıkla ilgili olarak, ebeveynlerin, sporcuların ve spor danışmanlarının erken eğitimi antrenör ve sporcu arasındaki güç dinamiklerinin dengelenmesine yardımcı olabilir. Antrenörün otoritesinin aşırı kullanımını engellemede rol sınırlarını net belirlemek etkili olur.(2)

 

Antrenörlerin duygusal istismarının, etik antrenörlük davranışları ve sporcu gelişimi için alternatif, istismar edici olmayan düşünce sistemleri ve stratejiler üzerine eğitim almaları ile engellenebileceği ifade edilmiştir. Antrenör ile sporcu arasındaki ilişkide, antrenörün otoritesini azaltmak önemlidir. Antrenörün otoritesini azaltacak en etkili yollardan biri sporcunun gücünü arttırmak olabilir; bu da sporcuyu genel koçluk teorileri ve teknik konularda eğiterek mümkün olabilir. Ayrıca antrenör-sporcu ilişkisinde saygıyı arttırmak ve karar verme sürecine sporcunun da dâhil edildiği açık iletişim için cesaretlendirilmelidir. Ayrıca spor kültüründe şiddet karşıtı kampanyaların da yapılması önemlidir ve sporcu gelişiminin bütüncül olarak ele alınması performans temelli başarı ölçümlerinin önüne geçer.(3)

 

 

Kaynakça:

  1. Michael Burke (2001) Obeying Until It Hurts: Coach-Athlete Relationships, Journal of the Philosophy of Sport, 28:2, 227-240.
  2. Ashley E. Stirling & Gretchen A. Kerr (2009) Abused athletes’ perceptions of the coach-athlete relationship, Sport in Society: Cultures, Commerce, Media, Politics, 12:2,227-239.
  3. Ashley E. Stirling & Gretchen A. Kerr (2014) İnitiating and Sustaining Emotional Abuse in the Coach-Athlete Relationship: An Ecological Transactional Model of Vulnerability, Journal of Aggression, Maltreatment &Trauma,23:2.
  4. Ashley E. Stirling & Gretchen A. Kerr (2008) Defining and categorizing emotional abuse in sport, European Journal of Sport Science, 8:4, 173-181.
  5. Gretchen A. Kerr & Ashley E. Stirling (2008) Child Protection in Sport: Implications of an Athlete-Centered Philosophy, Quest, 60:2, 307-323.