Amitay oğlu Yunus

Sayı 56 - Ocak 2015

İbranice Amitay, Emet kelimesinden türetilmiş bir isimdir. Emet, hakikat anlamına gelir. Amitay ise hakikatten veya hakikatin anlamlarını taşır. Amitay oğlu Yunus isminin “Hakikatin oğlu Yunus” mânâsına geldiği düşünülebilir. Yunus’un taşıdığı hakikat, kendini arayan insana öz varlığının rubûbiyetten (Rab) seslenişi gibidir. İnsan, Allah’ın sevgilisidir. Allah’ın bu sevgisi insanın sırrını taşır ve insanı insan yapan bu sırra kulak vermesidir. Yunus’a Rabbinden gelen sözün sırrı budur. İnsan, derin ve karanlık uykusundan uyanmalı, kendini bulmak için aramaya koyulmalıdır. Umulur ki arayışında muvaffak olabilsin.

Yunus’un, Rabbinden gelen bu çağrıyı duyup önünden kaçmaya çalışması, yaşadığı hayat ile davet edildiği görevin çelişkisinden ileri gelmekteydi. Nineve, Yunus’un hem yaşadığı mahal, hem de bulunduğu makamdı ve bu şehir halkının kötülüğü Rabbin katına çıkmıştı. Belki bu “halk” Yunus’un amellerini, uykusunda seslenen “Rab” ise Yunus’un ruhiyatını göstermektedir. Yunus yaptıklarından mutlu değildi ve gönlü bundan razı olmadı. Ne kendiyle yüzleşebildi ne de süregiden yaşamından vazgeçebildi. Çelişki büyüdü ve Rabbin önüne kadar çıktı. Ne Yunus ne de Rabbi bu halinden razı olmadı.

Rızasızlığı, onu vicdanıyla karşı karşıya getirdi. Huzur bulacağını düşündüğü bir yere, Rabbin sesini duymayacağı bir yere kaçmaya niyet etti. Çünkü insan çelişkilerin bir yanını seçerek rahata ereceğini sanır. Oysa çelişkinin bir yanını seçerek gafletin derin uykusuna dalar. Geminin içinde böylece uykuya dalmışken fırtına başladı. Geminin direklerini kıracak kadar büyük fırtınada Yunus uyumaya devam etti, ta ki gemiciler onu uyandırıp, kim olduğunu sorana dek.

Bu gemiciler gittikçe büyüyen fırtınaya karşı kendi ilâhlarından yardım dilediler. Her biri kendi ilâhına yalvardı. Ancak ilâhları onları duymadı. Gemide bulunan mürettebat Yunus’un fikirleriydi. Yunus her düşüncesinde bir fikre vardı ve bu fikirlerle yolunu bulmaktan medet umdu. Ancak ulaştığı fikirler içinde büyüyen çelişkiyi gidermedi. Ve anladı ki Rabbin önünden kaçması mümkün değil ve O’nun sözü yerine gelmeli. Yani insan kendi ekmeliyetinden ve bunun gereklerinden kaçamaz. Nitekim bunun için denilmiştir: “… kâfirler hoşlanmasa da Allah, nûrunu ikmâl edecektir”. [1]

Yunanca Yunus ismi Ionas (Ιωνας) şeklinde telaffuz edilir ve Ion yani insan anlamını taşır. İbranicede ise bu isim “güvercin” anlamına gelen yon ( יון ) kökünden türetilir [2]. Anlamı bakımından insan, bu çelişkinin kalkmasını ve fırtınadan özgürleşmeyi ifade eder. Güvercin de yine bu özgürleşmenin bir ifadesi olarak kabul edilebilir. Ancak bu özgürleşme bir süreci gerektirmektedir.

Gemiciler Yunus’a ilâhının kim olduğunu sorarlar. O da “Ben İbranîyim; denizi ve karayı yaratan göklerin Allah’ı Rabden korkuyorum,” der [3]. Bu bir tevhîd ifadesidir. Yer ve gök, ışık ile karanlık, yaşam ile ölüm, iyi ve kötünün Rabbin indinde tevhîd olduğu anlamına gelir. “Ben bir İbranîyim” demesi ise kendisinin bir gezgin [4] yani arayışta biri olduğu anlamını taşır. Kur’an-ı Kerîm’de Yunus bahsindeki bu mânâya şu sözlerle işaret edilir: “Hiç bir ilâh yoktur, Sen varsın. Sübhansın (münezzehsin). Ben ise karanlıkta kalanlardanım.[5]

Gemicilere kendisini denize atmadıkça kurtulamayacaklarını söyler. Denizciler de Yunus’u bir balık tarafından yutulacağı denize atarlar. Yunus’un kendini içinde bulduğu derya Allah’ın Sübhaniyetini, balığın karnı da kendi zulmetini ifade eder. Bu balık dünyadır, balığın karnındaki karanlık da insanın vesveseleri… İmanı kemal buluncaya dek bu vesvesenin içinde kalmış, vakti tamam olduğunda da balık onu karaya bırakmıştır.

Bu efsanenin devamında Yunus’un, sözünü yerine getirmeyen Rabden yüz çevirdiği, kendine bir çardak yaptığı ve içinde oturduğu anlatılır. Çardaktayken Rab ona yerden bir asma kabağı bitirir. Rabbinden bir hediye olarak bulduğu asma kabağı hayattır. Her insan hayatı sever ve ister ki ömrünün günleri güzel geçsin. Ancak hayatın kendisine meccanen verildiğini ve onun Allah’tan bir lütuf olduğunu unutur. Kendi kurduğu çadırında –ki bu beşer için dünyadır, hayatın neden kendisinden alınacağını sorgular ve bundan korkar. Yunus’un gemide kullandığı “Rabden korkarım” ifadesi budur. Allah itikâdı, ölüm korkusundan doğar. [6]

Yunus, vicdanının kendisine emrettiği üzere Nineve’ye gider, halkı uyarır. Halk Rab korkusuyla çul sarınır ve yas tutar. İman ederler ve Rabbin sözüne göre yaşarlar. Bu Yunus’un hayatının özetidir. Ancak iman üzere yaşamak ölüm korkusunu kaldırmaz. Güneşin ateşiyle kuruyan asma yaprağına üzülür Yunus. Çünkü insan dünyayı sever ve ondan ayrılmak istemez. Rab kendisine ölüm sonrasını bir meselle müjdeler.

“Ve RAB dedi: Sen, emeğini çekmediğin ve büyütmediğin asma kabağına acıyorsun, o kabak ki, bir gecede çıktı ve bir gecede yok oldu; ya ben, Nineve için, o büyük şehir için acımayayım mı?” [7]


Referanslar:

[1]  Kuran-ı Kerîm, Saff Sûresi 61/8

[2]  Yon, güvercin Yod, Vav, Nun harfleriyle yazılır. Bu ise gittikçe büyüyen bir çizgi gibidir. Bazı gnostikleri bunu insanın tekamülünün bir ifadesi olarak kabul ederler. Ayrıca İbranice Güvercin anlamına gelen kelimenin (yena) yükleminden (fiil) geldiğini, bunun da ‘baskı yapmak, incitmek, yanlış yapmak’ anlamına geldiğini öne sürenler de bulunmaktadır.

[3]  Tora, Yunus 1:9

[4]  İbranicede “İbrani” kelimesi gezgin anlamına gelmektedir.

[5]  Kur’an-ı Kerîm, Enbiya Sûresi 21/87 Yunus’un duası: “Lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî kuntu minez zâlimîn”

[6]  Tora, Süleyman’ın Meselleri 1:7

[7]  Tora, Yunus 4/10-11