Alın Yazısı

25 Ocak 2017

İnsanların en çok ilgisini çeken konulardan birisi, belki de en çok ilgi uyandıranı, alın yazısı, yani ‘kader’dir; çünkü bu onların doğaları gereği böyledir.

İnanç sistemlerine göre alın yazısı kesin olarak vardır ve Tanrı tarafından yazılmıştır. Bazı insanlar bu görüşü sorgusuzca kabul eder, bazıları ise bu görüşü reddederler. Bazıları da bir insanın alın yazısının kendi eylemleriyle belirlendiğini iddia ederler.

Kadim bilgelerden Pythagoras’a göre, Paligenesia (yeniden doğuş yasası), tâbi olan insanın alın yazısı bir önceki yaşamından getirdiği yetilerle belirlenir.

Ona göre;

• Her yaşam bir öncekinin ya ödülü ya da cezasıdır.

• Canice geçirilmiş bir hayat, kefaret ödeme biçiminde bir hayata karşılık gelir.

• Kusurlu bir hayat, sınavlarla dolu bir hayatı davet eder.

• İyi bir hayata özel görev (mission) karşılık gelir.

• Üstün bir hayat ise yaratıcı bir misyona karşılık gelir.

M.Ö. 400’lerde Sokrates’in talebesi Kinik okulunun kurucusu Antisthenes şöyle bir ilkeyi savunuyordu: “İnsanı alın yazısının elinden kurtaracak olan şey, sadece bilgelik (phronesis) ve erdemdir (arete). Bilgeliğin (phronesis), bir insanın hakiki kimliğinin doğasını bilmesi ve tanımasıyla gerçekleştiği söylenir. Bu yüzden M.Ö. 500’lerde Pythagoras Atina’daki Delf mabedinin alınlığına şu cümleyi yazdırmıştır: “Gnothi Seaton” (Kendini Tanı). Böylece evreni ve Tanrıları da bilirsin.

Bilgeliğin (phronesis), insanın öncesiz, sonrasız, içkin  (immanent) kozmik ve bireysel doğasına uyumlu yaşama yoluyla elde edildiği söylenir. İnsan da evrensel doğasına uyumlu yaşamayı kendisine ilke edinirse erdemli hale gelmiş olur ve aşkın (transcendental) bir hal içinde ‘aydınlanmış’ olur. Mutlu ve huzurlu olur, çünkü insanın ereğini yerine getirmiş olur.

Kadim bilgeliğe göre her insanın gayesi, ereği kendi evrensel doğasını keşfetmektir. Pythagoras aydınlanmış ve erdemli hale gelmiş insan için şöyle söyler: “Onun için ‘bilmek’ yapabilmek demektir. ‘Sevmek’ demek yaratmak demektir. ‘Olmak’ demek hakikati ve güzelliği ışın ışın yaymak demektir.

Pythagoras’ın çağdaşı Lao-Tzu (M.Ö. 600), “Bir insanın kendini bilmesi aydınlanma, başkalarını bilmesi ise bilgeliktir,” demiştir. Kendisinde hiçbir eksiklik duygusu bulunmayan insan bilgelik aşkı, sevgisi duymayacağı için sorun yok gibi gözükür. Aslında sorun vardır, ama o farkında değildir.

Gnostikler, ‘bilenler’ anlamına gelir. Gerçek kimliğimizin ‘gizem’ olduğunu söylerler. Gizemin keşfedilmesi alın yazısının (kader) bilinmesi anlamına gelir. Anadolu bilgelerinden İsmail Emre şöyle söyler: “Kaderi yazanı bulursan senin kaderini değiştirir.” Emre’ye göre insanın iki türlü kaderi vardır:

• Cüz kader

• Küll kader.

Cüz kader insanın kendi iradesi ile yaptığı eylemlerdir; işini, evini, eşini seçmesi gibi. Küll kaderi ise sadece yazan bilir. Fakat bu kaderin değiştirilmesi keyfî bir değiştirme değildir. İnsanda layık olma özelliği aranır.

Herakleitos (M.Ö. 540–480) şöyle söylemiştir: “Bir insanın karakteri onun yazgısıdır.