Alevîlikte Bedenin Sırlanması

Sayı 64 - Ocak 2016

“Bismi Şah Allah Allah! Ber cemal-i Muhammed, kemal-i İmam Hasan, Şah Hüseyin, Ali’yi pir bilene verelim candan salavat… Dünya geçicidir, ahiret yurdu kalıcı. Tanrı’nın hükmü yürüdü. Ulu Tanrı seni kutlu bir menzile yetirsin. Kabrin ışıklı, mekânın cennet olsun. Şah-ı Merdan seni sancağı altında saklasın, beklesin. Gerçeğe Hü!…”

 

Muhabbettir mürşitlerin kelâmı

Muhabbettir müminlerin irfanı

Muhabbettir erenlerin erkânı

Azizim sultanım canım merhaba

Kelâmı hikmettir miraç yolunda

Muhabbet sırrıdır bahri ummanda

Muhabbet dediğin bir nokta ummanda

Azizim sulatanım canım merhaba

Kemter Yusuf dertli ey canım aldı

Muhabbet bağrında güllerin derdi

Hakikat nuru bir noktada gizlendi

Efendim sultanım canlar merhaba

 

Anadolu köy Alevîlerinin yürüttüğü bazı Cem erkânlarında erkâna dâhil olacak olan dedeler “üç etek” denilen bir entari giyerler. Talip olan erkekler ve kadınlar temiz kıyafetlerini giydikten sonra kadınlar saçlarının örüklerini çözer ve omuzlarının iki yanına dökerler. Kadınlı erkekli yalın ayak cem erkânına dâhil oldukları an kadın ya da erkek değil “can” katarına girip dara dururlar.

Alevî Cemi’nde dar 4 çeşittir: Dar-ı Mansur, Dar-ı Fazlı, Dar-ı Nesimi ve Dar-ı Fatma-tüz Zehra.

Dar-ı Mansur: Mansur, “Enel Hakk” dedi, Hakk ondan kelâm etti. Hakk’ı bilmeyenler Mansur’a darağacı kurdu, şehit edildi. Talip, eller ve kollar yana salınmış bir kıyamda Mansur Darı’nda durur.

Dar-ı Fazlı: Fazlullah, Cavidan ilminden söz etti, Fazlı’yı yüzü üstüne bıçağa bıraktılar, hançer ciğerine saplandı. Dede, “Aşk ola!” dediğinde talip secdeye varıp Fazlı Darı’na durur.

Dar-ı Nesimi: Nesimi, kendi secdesinden doğruldu “Tanrı, insan cemalinde tecelli eyler,” dedi. Nesimi’nin derisini yüzdüler. Talip secdeden doğrulup oturduğu vakit Nesimi Darı’nda durur.

Dar-ı Fatıma-tüz Zehra: Sırat-ı Müstakim Muhammed Mustafa bir su istedi. Hasan ile Hüseyin su getirmeye kalktılar, Hüseyin hızlı davrandı, koştu ve sol ayak başparmağı taşa değdi, kanadı. Suyu, Sırat-ı Müstakim’e verirken Hüseyin edep etti, sol ayak başparmağının üzerini sağ ayak başparmağı ile kapadı, su içilene kadar o hâlde darda durdu. Fatıma-tüz Zerha orada idi. Dar-ı Fatıma-tüz Zehra son dar olup ancak ahirette kurulur.

Bismi Şah Allah Allah!

Geldiğiniz yoldan, durduğunuz dardan, çağırdığınız Pirden şefaat göresiniz.

Darlarınız divanlarınız kabul ola. Muradlarınız hâsıl ola, dergâhı izzete yazılmış ola.

Darına durduk, ya Allah, ya Allah, ya Allah

Divanına durduk, ya Muhammed, ya Muhammed, ya Muhammed

Keremine sığındık, ya Ali, ya Ali, ya Ali

İnayet eyleyin ya on iki İmamlar. Yol gösterin ya on dört Masum-u Paklar

Yardım edin ya on yedi Kemer Bestler. Ceminize alın ya Kırklar.

Bağışlanmak senin yüzün suyu hürmetine olsun.

Ya Pirim Hünkâr Hace Bektaşi Veli.

Ya Rabbi, Hallacı Mansur’un, Seyid Nesimi’nin, Fazlının,

Fatıma Anamızın darını didarını kabul eylediğin gibi bizlerinde darını divanını kabul eyle.

Gerçeğe hü! Mümine ya Ali!

 

Cem erkânı tamam olunca talipler birbirlerine “Miracın kabul olsun,” derler. Bu, hakiki miraca gönderme yapan bir ritüeldir. Mirac, yaşamın bizzat kendisi olan yolda, insan gözünün toprak ile örtülmeden evvel Sultan-ı Âlem Muhammed Mustafa ile Kâbe Kavseyn Ev Edna’da harfsiz cümle etmektir.

“Bakmadan gören var, dinlemeden duyan var. Hz. Peygamber, Âdem’in rehberidir. Hz. Peygamber 28 Peygamberin rehberidir. Hz Peygamber 124 bin Nebinin Sultanıdır. Peygamber, Nur-u Nübüvvettir gölgesi yoktur. Peygamber, Nur-u Nübüvvettir ayağının izi de yoktur.” (Kemter Dede)

 

Kudret kelâmını söyler Cebrail

Rıza lokmasını sunar Mikail

Canı cana ulaştırır Azrail

İsrafil ağzında düğündür Muhabbet.

(Kul Himmet)

 

Kişi bu dünyada 3 darda durup mirac edip de son dara, ahiret denilen âleme, Hakk’a yürürken mübarek masum bedeninin sır edilmesi, toprağın mühürlenmesi gerektir.

Kişinin mübarek bedeninin sırlanacağı haberi önce musahibine verilir. Musahibi, kardeşinin masum bedenine hizmet için rehbere haber verir. Rehber pir’e, pir mürşide haber ulaştırır. Vefat eden kişinin bedeni kadın ise Rehber Ana, Pir Ana, Mürşit Ana’ya haber verilir. Hakk döşeğinden alınıp “teneşir” denilen yıkama yerine götürülen mübarek bedeni yıkamaya ancak mürşit, pir, rehber, musahip ve evlâtlar girerler. Bedene, Ehl-i Beyt yoluna ikrar vermemiş bir kişi asla dokunamaz.

Yıkama işleminden önce bir gülbenk okunur:

“Bismi Şah Allah Allah!

Ey dost! Bu dünyada cümle hizmetlerin kabul ola. Yüzün ak, istediğin Hakk ola. Muradın hâsıl, meydanın açık ola. Hızır yoldaşın, Hünkâr pirin, Hakk mürşidin ola. Bizler seni bu yolculuğa hazırlayacağız. Pirimiz Hünkâr Hace Bektaş-ı Veli, Sırrı Şah-ı Merdan kabul ede. Gerçeğe hü!”

Yoldan rızalık istendikten sonra Hakk’a yürüyen kişinin bedeninden de rızalık istenir:

“Ey Can! El aldık yolumuzdan, sana hizmetle görevlendirildik. Senden, sana hizmet için rızalık isteriz. Biz gönülden ikrar verdik bu hizmeti yapmaya. Hakk kabul ede…”

Salâ verin kasdımıza

Gider olduk dostumuza

Namaz için üstümüze

Duranlara selam olsun

(Yunus Emre)

Rızalık alındıktan sonra önce yüz, ardından beden yıkanır. Kendini kendinden doğurduğu çenesi başıyla birlenir, kolları yan tarafa uzatılır, sağ ayak başparmağı sol ayak başparmağının üzerine getirilip dar için mühürlenir. Avret yerleri örtülür, su döküp niyaz edecek olan yakınları çağırılır. Küçük çocuklar kişinin sağ eline “Allah, Muhammed ya Ali!” diyerek niyaz ederlerken, kişinin dostları ellerinden ve alnından üç kez niyaz edip su dökerler. Su dökme esnasında gülbenk ve Duaz-ı İmamlar okunur.

Beden kurulandıktan sonra sal ağacı için kefenlemeye geçilir. Bunun için “yedi arşın bezi” ya da “ihram” denilen 3 ayrı kefen kullanılır. Kefenlerinden biri kırmızı, biri yeşil, diğeri ise beyaz renktedir.

Renklerin manası şöyledir: Beyaz; Dürre-i Beyza Muhammed Mustafa’nın rengidir. Kırmızı; Ali el Mürteza’nın ve Şehid-i Kerbelâ İmam Hüseyin’in rengidir. Yeşil; İmam Hasan-ı Mücteba’nın rengidir. Siyah ise Fatıma-tüz Zehra’nın rengidir. Hz. Muhammed başına cuma günleri yeşil, savaşta siyah, diğer günler beyaz imame sarardı. Hz. Ali başına, savaşta kırmızı, diğer günler beyaz imame sarardı.

Mübarek masum bedene önce kırmızı kefen sarılır, kırmızı kefenin üzerine yeşil kefen sarılır, yeşil kefenin üzerine beyaz kefen sarılır. Beyaz kefenin başa bağlanan takke bölümünde bezin üzerine işlenmiş Kuran âyetleri bulunmaktadır. İhramlarla sırlanan bedene üç yerden kuşak bağlanır. Bir kuşak baştan, bir kuşak ayaklardan, bir kuşak göbekten bağlanır. Göbeğe kuşağı kişinin musahibi bağlar.

Ardından bir gülbenk okunur:

Bismi Şah Allah Allah!

Yıkadık canımızı gönül suyumuzla. Yıkayıp giydirdik can libasını. Hakk, Muhammed Ali, hizmetimizi kabul ede. Biz ona hakkımızı helâl ettik ya Hakk. Kendisi hazır Hakk yoluna. Dil bizden, nefes Hünkâr Hace Bektaşi Veli’den ola. Dem-i Pir, kerem-i evliya, gerçekler erenler demine hü!

Sal ağacı denilen tabuta konulan mübarek beden tezkiye için cemaatin huzuruna çıkarılır. Dede (mürşit) sorar:

“Canlar! Hakk’a yürüyen bu er’i (ya da bacı’yı) yaşamı süresince nasıl bilirsiniz?”

Cemaat: “İyi biliriz. Allah rahmet eylesin.”

Dede: “Bu canımızın Hakk-Muhammed-Ali yoluna inanmış, Ehl-i Beyt dostu bir kardeşimiz olduğuna tanıklık eder misiniz?”

Cemaat: “Ederiz.”

Dede: “Üzerinde eğer hakkınız varsa helâl eder misiniz?” (üç kez sorulur)

Cemaat: “Helâl olsun.”

Dede: “Helâl olsun diyen dillerden Hakk-Muhammed-Ali razı olsun!” der, duaya başlar.

“Esirgeyen, bağışlayan Allah’ın adıyla, can-ı dilden diyelim bir Allah… Allah… Ulu Tanrı kitabında buyuruyor ki: Hak’tan geldik, yine Hakk’a döneceğiz. Her nefis ölümü tadacaktır ve sonra bize döndürüleceksiniz… Ey yüceler yücesi Tanrım! Yönünü sana çevirmiş, Hak’tan gelmiş Hakk’a giden, seni Bir bilen, Hazret-i Muhammed’i hak peygamber ve mürşit, Hazret-i Ali’yi veli ve rehber bilen, Ehl-i Beyt’e bağlı olan bu can kulunu İmam Hasan, Şah Hüseyin aşkına cehennem narına, kabir azabına uğratma. Yürüyen ruhunu şad, mekânını cennet eyle. Bilerek, bilmeyerek işlediği kusurlarını affeyle, Ey Tanrım! Muhammed Mustafa’nın ve Ehl-i Beyti’nin şefaatine eriştir. Allah… Allah… Allah, Muhammed, Ali… Pirim Hünkâr Hace Bektaş-ı Veli, Üçler, Beşler, Yediler, Kırklar, On iki İmamlar, Hakk’a yürüyen canımızın geride kalan yakınlarına, yol kardeşlerine sabretme gücü ve sağlıklar vere. Burada bulunan bütün canların geçmişlerine rahmet eyleye. Hepimiz bu hâlle hâllendiğimizde; Rabbim Allah, Peygamberim Hazret-i Muhammed, rehberim Aliyyel Mürteza diyerek ömrümüzü tamamlamayı nasip eyleye. Hakk’ın huzurunda, Ulu divanda, sorgu gününde yardımcımız ola. Dem-i Ali, sırr-ı Nebi, Pirimiz Hünkâr Hace Bektaş Veli, Kerem-i evliya, gerçekler demine hü, mü’mine Ya Ali! Hakk’a yürüyen canımızın ruhu için el-Fatiha…”

Ardından “secdesiz namaz” denilen cenaze namazı kılınır. Namazın ardından masum beden toprağa götürülür. Toprağa koyulurken “Bismi Şah ve âlâ milleti Resulullah!” denilir. Beden toprakla da sırlandıktan sonra hizmet gülbenklerle tamamlanır. Alevî geleneğinde telkin can bedendeyken kişi dirilsin diye verildiği için toprağa sır edilen bedene bir telkin verilmez.

Erzincanlı Kemter Dede Anadolu Alevîlerine telkin veren kişilerden idi.

 Ali’dir cesetin kendisi yuyan

Yuyup kefeniyle tabuta koyan

Ali’dir devesin kendisi yeden

Hak ile Hak olan Arslan Ali’dir.

(Şah Hatayi)


Kaynakça:

Dr. Harun Yıldız, Alevî Geleneğinde Ölüm ve Ölüm Sonrası

Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Özcan, Hallac-ı Mansur-Dar (Folklor Edebiyat Dergisi-Sayı:29)

Doç. Dr. İbrahim Arslanoğlu, Alevîlikte Temel İnanç Unsurları

Prof. İsmail Güleç, Yâr Elinden Gelen Bâde, Âşık Yusuf Kemter’in Nutukları