4 Temel İlâhi İsim

Sayı 61 - Ağustos 2015

Fütühât-ı Mekkiye’de yaratma edimi anlatılırken; dört temel ilâhi isim üzerinde durulur:

EL ALÎM: Her şeyi hakkıyla bilen.

“Bir şeyin mahiyetini anlamak, yakinen bilmek” manalarına gelen ilm kökünden sıfat olup “hakkıyla bilen” demektir. Allah’a nispet edildiğinde “küçük, büyük, gizli, aşikâr, uzak, yakın her şeyi öz yapısı ve mahiyetiyle bilen” anlamına gelir. Mübalağa ve süreklilik ifade eden “âlim” ismi şu şekilde açıklanmıştır:

Allah olanı olmadan önce, olmayacak olanı (muhal) da şayet mümkün olsaydı nasıl gerçekleşeceğini bilendir. Dolayısıyla Allah için yerde ve gökte hiçbir gizlilik yoktur. Gaybın anahtarları O’nun elindedir, karada ve denizde yaş ve kuru ne varsa O’nun takdiri ve hükmü çerçevesine girdiğinden kimsenin bilmediği şeyleri O bilir.

İnsanlarda da ilim sıfatı vardır. Ancak Allah’ın ilmi ile insanların ilmi arasında büyük farklar mevcuttur. İnsanlar bilgi sahibi olmak için çeşitli vasıtalara ihtiyaç duyarlar. Üstelik bu vasıtalar yoluyla elde ettikleri bilgiler tam ve kapsamlı değildir.

Hâlbuki Allah bizâtihi âlimdir ve bilenin ötesindeki bilendir. O’nun bilgisi kullarda olduğu gibi objenin değişmesine bağlı olarak değişmez. Her şey O’nun ezelî bilgisine göre yaratılmıştır. Allah’ın kudreti, dilemesi ve dolayısıyla yaratması hep bilgisine göre olduğundan ilim öteki sıfatların dayandığı temel kavram konumundadır. Allah’tan korkmak için de O’nu bilmek gerekmekte, bu nedenle ilim Allah’a götüren yol üzerinde önemli bir köprü olmaktadır.

Allah’ın ilmine işaret etmek üzere Kur’ân’da geçen bir diğer ismi “her şeyiyle bütün yönleriyle kuşatan” anlamına gelen “muhit”tir. Bu manadan hareketle Allah nesne ve olayların tamamını ilmi (ve kudreti) altında tutandır. O’nun irade ve kontrolü dışına çıkmak mümkün değildir.

Allah’ın her şeyi kuşatması, onları bütün özellikleriyle  birlikte bilmesi ve hiçbir şeyin O’nun ilminin dışına çıkmaması demektir. Bu ilâhî ismin kemâlini, gaflet ve aczin O’nun hakkında söz konusu olamayacağını gösterir.

EL BÂRÎ: Bir model olmaksızın canlıları yaratan.

Bârî ismi “emsalsiz olarak yaratan” demektir. Bu isme “noksan ve ayıplardan uzak olan” anlamı da verilmiştir. Ancak ilk mana daha fazla yaygınlık kazanmıştır. Buna göre Allah bütün canlı ve cansız varlıkları seçip birbirinden farklı özellikleriyle yaratır. Diğer yaratmalara nazaran “bârî” ismi kemâl mertebesindeki yaratıklara tekabül eder. Bu isim daha çok canlılar ahenkle ve düzenli bir şekilde birbirinden ayırıcı vasıflarıyla yaratılmasına işaret etmekte; yer ve gök gibi cansızların yaratılması anlamını vermek için daha çok “halk” lafzı kullanılmaktadır.

“Bârî” ismi iyi yerde Allah’a izâfe edilmiştir. Bârî ile birlikte zikredilen “hâlik” ve “musavvîr “ isimleri yaratmanın çeşitli safhaları için kullanılır. Böylece “halk” yaratılacak şeyi bütün ayrıntıları ile bilip takdir etme, “ibrâ” ise yaratmayı en güzel şekilde tamamlama demektir.

Bârî olan Allah, insanı kâmil bir şekilde yaratarak ona lütufta bulunmuştur. Varoluş Allah’a itaat eden insan için ebedî saadet vesilesi olacak önemli bir nimettir. Kul da bu nimet sebebiyle Rabbine şükretmelidir.

EL HÂLİK: Takdirini uygun bir şekilde yaratan.

Bir asıl ve modeli olmaksızın icat eden, benzeri olmayanı yaratan anlamlarına gelen “hâlik” ismi Allah’ın tüm varlık âlemini yokluktan varlık sahasına çıkardığına işaret eder.

“Halk” kavramının geçtiği ayetlerin çoğunda bu vasıf Allah’a has kılınmış ve yaratmanın O’ndan başka varlıklara nispet edilemeyeceği ifade edilmiştir. Bununla birlikte Kur’ân’da diğer varlıklara da bu sıfatın verildiği görülür. Bu durum ilk anda bir çelişki gibi görünmekle birlikte, Allah’tan başkasına nispet edilen yaratma “yoktan yaratma” manasında değil de “ suret ve şekil verme” olarak anlaşıldığında söz konusu karışıklık ortadan kalkar.

Allah’ın en güzel yaratıcı (AHSENÜ’L HÂLİKÎN) olması da aynı manada değerlendirildiğinde verilen anlamın isabeti daha da kuvvetlenmiş olur. Netice itibariyle yaratma ifadesi “bir şeyi yokluktan varlık alanına çıkarma” manasında sadece Allah için kullanılır. Allah’a izafe edilmeyen yerlerin birçoğunda ya mutlak manada yaratılışa delâlet eder veya “başka kim yaratıcı olabilir” sorusunu sorarak yaratıcının sadece Allah olabileceğine dikkat çeker.

Yaratma fiili Kur’ân’da insanın yaratılışı (ilk yaratılış ve öldükten sonra yeniden yaratılışı), kâinatın yaratılışı ve cinlerin yaratılışı gibi âlemde var olan her şeyin vücûd bulması için kullanılmış, bunların yaratılış özelliklerine vurgular yapılmıştır. Allah’tan başka varlıklar için imkânsız olan yaratma fiili Allah için zor değildir. Onun için yaratma, bir şeyin olmasını irade ettikten sonra o şeye sadece “Ol!” demekten ibarettir. İstediği şey anında varlığa kavuşur.

EL MUSAVVÎR: Şekil ve nitelik veren.

Şekil ve nitelik veren anlamındaki “tasvîr” kökünden türemiş olan “musavvîr” ismi “bütün varlık âlemine şekil veren, her şeyi düzenleyen çeşitli özellikleriyle nesnelerin hepsini birbirinden ayırıp özel bir surette yaratan” manasına gelmektedir.

Musavvîr’in “hâlik” ve “bârî” isimlerinden sonra zikredilmesi ve ilgili bazı âyetler dikkate alınarak bu ismin manası için “son sureti veren” şeklinde bir tanımlama yapılabileceği gibi, “hâlik” “bârî” ve “musavvîr” isimlerinin yaratmadaki fonksiyonları dikkate alınarak şu şekilde açıklamaları da mümkündür:

“Halk” ilim ve irade sıfatlarıyla birlikte vücuda getirmenin başlangıcı, “bürr” yaratılmak istenen şeyin tam olarak varlık sahasına çıkarılması, “tasvîr” ise “halk”ın başlamasından “bürr”ün bitimine kadar fonksiyonel olan şekil verme sürecidir. Böylece her mahlûkun sureti gizli ve aşikâr yönleriyle birlikte ortaya çıkmış olur.

Kaynakça:

Emine Yarımbaş, Esmâ-i Hüsna, Ensar Neşriyat, Kuran İncelemeleri Dizisi, İstanbul 2007