11. Evin Mesajı

‘‘Ve biz, her bir insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık.’’ İsra Sûresi, 13.

Her insanın doğduğu ana özel bir yıldız haritası bulunur. Güneş, ay, gezegenler ve asteroidlerin doğum anındaki konumunu gösterir bu harita. Mitolojiden hikâyelerine aşikar olduğumuz Zeus’un astrolojideki temsilcisi Jüpiter’den, aşk ve ilişkileri simgeleyen Venüs’e; akıl ve iletişimin gezegeni Merkür’den, savaşçı Mars’a her biri haritada yerlerini alırlar. İçinde oldukları burç, ev ve birbirleriyle aralarındaki açılardan yola çıkarak, geleceğin işaretleri, asırlardır yorumlanmaya çalışılır. Yaşam çarkı da derler, hayatın farklı alanlarını gösteren 12 eve ayrılmış bir çember biçimindeki bu haritaya. İnsanın kişiliğinden, hayatta karşılaşacağı zorluklara, hatta ruhunun rotasına kadar çeşitli konular araştırılabilir. Dünya astrolojisiyle de kıtlıklar, salgınlar, savaşların tarihlerinin önceden tahmin edilmesine çalışılır. Önemli bir lider doğduğunda yükselen yıldızlardan, gezegen kombinasyonlarına, geçmiş incelenerek, geleceğe ışık tutulur.

Kimine göre aslı astarı yoktur; kimisiyse “neyse halim, çıksın falim” yaklaşımındadır. Fazla sorgulamak istemez, yeter ki bir parça olsa umut versin. Birisi geçsin karşısına ve her şeyin güzel olacağını söylesin ister. “Bu dertler, çileler bitecek; talih perisi hep seninle olacak.” Ancak astroloji bundan daha fazlasını sunar insana.

Bilim dünyasının küçümsediği, astronomların burun kıvırdığı astroloji, artık akademinin de görmezden gelemeyeceği kadar rüştünü ispatlamıştır. Amerika’da açılan, bu alandaki ilk üniversiteye, astrolojiye büyük katkıları olan Kepler’in ismi verilmiştir[1]. Astrolojiye olan ilgisini hiç bir zaman gizlemeyen Johannes Kepler, aynı zamanda bir bilim adamıdır da. Kepler kanunlarıyla tanınan, güneş sistemindeki gezegenlerin hareketlerini açıklayan, 17. yüzyılda yaşamış, Alman astronomdur. Kepler’e göre, Tanrı dünyayı kutsal bir geometri doğrultusunda, mükemmel bir denge içinde inşa etmiştir. “Astrolojinin Güvenilir Temelleri” isimli kitabında; yıldızların, insanların yaşamlarını yönlendirdiği inancını reddetmesine karşın, evren ile insan arasındaki belirli bir uyum olduğuna dikkat çeker.

Filozof ve din adamı Aquinalı Thomas da, astrologların seslerinin eskisi kadar duyulmadığı, Ortaçağ’ın karanlık yıllarında, yıldızların insanın üzerindeki etkilerini kabul eder. Aquinalı Thomas’a göre yıldızlar bedeni, yani maddi olanı etkileyebilirler; ancak Tanrı’ya ait olan insan ruhu, bu etkinin dışındadır. Kehanetler ancak doğaya ait olaylar için kabul edilebilirler.

Kehanetler, hep çekici olmuştur. İnsanoğlu bilinmeyenin kenarında durmayı, başkalarının kendisine gayb ve gelecekten haber getirmesini sever. Kendi düzeni sarsılmasın, bilinmeyenin olası risk ve tehlikeleriyle yüz yüze gelmesin ister. Bir bilene, görene, duyana danışmaksa işin kolay yoludur.

Kahinlere danışmak, kader inancının da bir göstergesidir. Olayların önceden planlanmış olduğuna ve hayat programının kodlarının çözülerek, yorumlanabileceğine; bunun astrolojide olduğu gibi matematiksel, göksel hesaplarla veya bir medyumun kişisel yetenekleriyle yapılacağına inanmak demektir. Günümüzde kâhin, İngilizcesi oracle, önde gelen bir bilişim şirketinin de ismidir aynı zamanda. Bu tesadüfe de hiç şaşmamalı; ne de olsa, artık Kova çağındayız, değil mi? Bilimin, bilişimin, teknolojinin, yeninin çağındayız. Zamanında gök cisimlerinin hareketlerinin hesaplanması ve astroloji almanaklarının yayınlanması yıllar alırken; artık Internet üzerinden rahatlıkla yapılabiliyor. Kova burcunun, bilimin olduğu gibi, astrolojinin yöneticisi olması da ilgi çekicidir. ‘‘Umutlar evi’’ olarak adlandırılan 11. ev de Kova’nın yönetimindedir. Birinci ev yükselen burçtur, dış görünümü tanımlar, ikinci ev para ve değerlerle ilgilidir… Bu 12’lik çemberde, umuda, bir evin ayrılması dikkat çekicidir. Bir insanın hayatında umudun ne kadar önemli olduğuna dair bir vurgudur.

Lider ve yöneticileri kapsayan Aslan burcunun evinde yer almaz umut. Güçlü, otoriter bir yöneticinin, insanlara dağıttığı bir hazine olarak görülmez. Veya din ve inançlar evine de konuk edilmemiştir. Oysa ümit etmek, din felsefesinin konusudur. Her şey istemekle ve olacağına inanmakla, umutla başlamaz mı? Birinci eve, yani başlangıçlar evine de yakışmaz mıydı umut? 12 evlik sistemde, neredeyse sona yaklaşmışken, umuttan söz etmek mantık dışı değil mi? Yeni yollara açık olan, icat eden, toplumsal normlarla sınırlanmayan, özgür Kova burcu ve yönettiği 11. evle bağdaştırılmıştır umut astrolojide. Prometheus’un ateşi Zeus’tan alarak, insanlara vermesi kadar devrimcidir, umudun 11. evin konusu olması. Çünkü çocuk bilinçlerin büyümesini; bir büyükten medet ummak yerine, kendi emeğinin karşılığını almasını talep eder. Tek başına olmasını da istemez üstelik. Kolektiftir Kova, bireysel değildir. İnsanlarla birlikte olmayı, dostluğu, gelecek için, kimseyi geride bırakmadan, tüm grubun faydasına çalışmayı simgeler. “Bir araya gelen, emek harcayan ve birbirlerini yükseltenler ödüllendirilecektir” mesajı verilmektedir, gizliden gizliye. Türk Dil Kurumu sözlüğünde yıldız falcılığı diye tanımlanarak geçilen astrolojinin mantığı ve derinliği 11. evin umutla olan ilişkisiyle de kendini gösterir.

Umudun astrolojideki izdüşümü, insan psişesiyle olan bağlantısına da örnektir. Görünürde yıldızlar ve evren incelense de; en basit anlatımıyla kahramanın yolculuğu olarak da ele alınabilir astroloji. Arketiplerin, göklere yansımasıdır. 12 evden oluşan sistemde yola çıkan kahraman, umuda ilk adımla, niyetle ulaşılamadığını; her evin dersini alarak, ilerledikçe, yaklaştığını görür. Jung; “Astroloji, psikolog için önemlidir çünkü içinde, yansıtıldığını söylediğimiz bir çeşit psikolojik deneyim barındırır. Bundan kastım, psikolojik gerçekleri, burçlar içerisinde bulmakta olduğumuzdur. Bu, ilk başta, psikolojik faktörlerin yıldızlardan kaynaklandığı intibasını doğuruyorsa da, asıl olan, bu faktörler ile yıldızlar arasında bir eşzamanlılık olduğudur. Bunun, insan zihniyle ilgili çalışmalara ışık tutan, önemli bir gerçek olduğuna inanıyorum” der.[2]

“En kişisel olan, aynı zamanda en evrensel olandır.”

Carl R. Rogers[3]

Metin Bobaroğlu, “Yaşama Anlam Vermek” başlıklı yazısında kozmik evren tasarımını anlamak için, beyne yoğunlaşmaya dikkat çeker. Doğayı bütünsel biliş, beyni bilmektir, der ve ekler: “Beyni hangi yönüyle inceliyorum? İşlevsel yönüyle. Yani diğer işlevleri anlamlı kılan işlev, en temel işlev, beynin işlevi. Şimdi bu nedir? Nasıl bir şeydir? Ve bunun doğurduğu sorunlar nedir? Bizim en temel varlık sorunumuz, sanki belki de bir bağlamda böyle ele alınabilir gibi geliyor bana. Çünkü hep psişik inceliyoruz, tarihsel inceliyoruz, sosyal inceliyoruz, felsefî inceliyoruz, ama bir de böyle nesnel doğanın gerçekliğinin, alegorik de olsa yansıtılmasından bakalım. Var olanların birliği olarak ‘evren’ ya da ‘insan beyni’nden söz ediyorum. Çünkü, varoluşun bütün olanakları insan beyninde…

… O zaman size bir özdeşlik gösterdim, Kozmos ile beyin özdeşliği! Beynin işlevi, düşünme edimi bütün varlığı ile kozmosun bir edimidir. Kozmos düşünüyor.” [4]

Kosmos düşünüyorsa, yeni çıkarımlarda bulunuyor demektir. Bu da bizi tek ve değişmez bir geleceğin beklemediği anlamına gelir. Astro (yıldız) ve loji (logos); yıldız bilimi, insanın kendini anlamasına da, gelecek olasılıklarını öngörebilmesine de yardım edebilir veya etmeyebilir. İnanıp, inanmamak; kullanıp, kullanmamak insanın seçimine bağlı. Umut etmek veya etmemek; umudu için çaba gösterip, göstermemekte olduğu gibi. Astrolojide “seçimler” evinin olmaması ne kadar ilginç. Oysa bence en az umut kadar önemli seçim. Kim bilir, belki de hep iddia edilen, kayıp 13. burç da seçimlerle ilgilidir. Açıklanması için, insanın seçim yapabilme gücünü eline alması bekleniyordur.

 


Dipnotlar:

[1] Astroloji Üniversitesi http://keplercollege.org/

[2] Carl G. Jung’un Prof. B.V. Raman’a yazdığı 1947 tarihli mektubu.

[3] Carl R. Rogers’ın 1961’de yayınlanan “Kişi Olmaya Dair” isimli kitabı.

[4] Metin Bobaroğlu’nun kuyerel.net’te yayınlanan, Yaşama Anlam Vermek başlıklı yazısı, 24.01.2008