Umut teması üzerine


İ nsan, güzeldir; güzeli ister. Kötüye isyanı, iyiye olan umudu da bundandır.

Max Scheler, insan için “Çıplak gerçeklik karşısında ebedî isyankârdır” der. Belki de bu, sanattan dine kadar, insan tininin, tüm tarihsel süreçlerde değişmez tavrıdır. Tarihi olduran, onu var kılan da bu insanî tavırdır. Sartre’ın “Özgürlüğe mahkûmdur” diye işaret ettiği İnsanın bitimsiz varlığı, tam da olması gerektiği gibi kendini zorunlu olarak hep yeni bir istemenin, boşluğun içinde bulur. Kedi kediliğiyle muhkem bir ayet gibi apaçık kendiyle tam dolu iken, insanın uluorta diyemediği, yerine tarihler inşa ettiği, kendi sinesinde gizlediği boşluğun neyle nasıl doldurulacağı ise her insan açısından bir meçhuldür. İnsan ya anlam üreten, umut eden, Tanpınar’ın şiir için kullandığı bir benzetmeyle kendi “iç kale”lerini kuran bir varolan olmayı yeğler ya da sıklıkla görüldüğü üzere, kendi çölüne maruz kalır. Belki de aynı imkân dairesinde, benzer malzemelerden “Huzursuzluğun Kitabı”nı çıkaran Fernando Pessoa’yı, ya da “Çürümenin Kitabı”nı yazan Emil Cioran’i, bir dönem huzursuzluğun ve çürümenin başat mekânı olmuş Nazi kamplarında, “İnsanın Anlam Arayışı”nı yazan Viktor Frankl’dan ayrı kılan da umuda olan farklı inançlarıdır.<